Vatandaşlık Konuları Türk Avukatları

Alman Vatandaşlığını Kazanma Yolları

Almanya’da yaşayan yabancı uyruklu göçmenlerin Alman vatandaşlığına geçişlerini düzenleyen birden fazla yasa bulunmaktadır. Almanya’ya geliş nedeni, oturma süresi veya oturma izni statüsü gibi kıstaslar, bir yabancının Alman vatandaşlığına geçişinde hangi yasadan yararlanabileceğinin belirlenmesi bakımından önemlidir.

1. Alman Vatandaşlığının Doğumla Kazanılması

Anne ve babasından biri Alman vatandaşı olan çocuk, doğuştan Alman vatandaşıdır (kan ilkesi).

Ayrıca, 1 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren mevzuat çerçevesinde, yabancı anne ve babaların Almanya’da doğan çocukları, anne veya babadan biri çocuğun doğduğu sırada en az sekiz yıldan beri devamlı ve yasal şekilde Almanya’da yaşıyor ve de oturma hakkına ya da en az üç yıldan beri süresiz oturma iznine sahip bulunuyor ise, re’sen Alman olurlar. Bu çocuklar, doğuştan itibaren tüm hak ve ödevleriyle Alman vatandaşı olurlar.

2. Seçme yoluyla Alman vatandaşlığının kazanılması

Doğum ilkesine göre Alman olmakla birlikte, aynı zamanda ana ve babalarının vatandaşlığını da almış bulunan kimselerin, reşit olduktan sonra 23 yaşına kadar bu vatandaşlıklarından birini tercih etmeleri gerekmektedir:

  • Yabancı vatandaşlığı korumak istediklerini bildirenler veya 23 yaşını doldurdukları tarihe kadar herhangi bir tercih bildirmeyenler Alman vatandaşlığını kaybederler.
  • Alman vatandaşlığına karar verenlerin 23 yaşına kadar, diğer vatandaşlıktan çıktıklarını belgelemeleri gerekir.
  • Öteki vatandaşlıktan çıkılması olanaksız veya çok ciddi sıkıntılara yol açar nitelikte ise, birden fazla vatandaşlık kabul edilebilir. Bu durumda, en geç 21 yaşına kadar, o tarihte öteki vatandaşlıktan çıkarılma işleminin başarılı olup olmayacağı henüz bilinmese dahi, vatandaşlığı koruma izni için başvurulmalıdır.

Resmi makamlar gençlere erginlik çağına geldikleri zaman seçim yükümlülüğü (optionspflicht) hakkında bilgi vereceklerdir.

3. Çocuklar için vatandaşlığa geçiş düzenlemesi

1 Ocak 2000 tarihinden itibaren Alman vatandaşlığını doğum yoluyla kazananlardan 10 yaşına kadar olan çocuklar yeni yasanın getirdiği koşullarla özel bir hakka sahip bulunmaktadır. Bu koşullar:

-Vatandaşlığa geçiş için 31 Aralık 2000 tarihine kadar başvuruda bulunulması, -Çocuğun 1 Ocak 2000 tarihinde on yaşını doldurmamış olması, -Çocuğun Almanya’da doğmuş olması, -Doğum sırasında ana veya babanın en az sekiz yıldan beri yasal şekilde Almanya’da

yaşıyor olması ve oturma hakkına veya en az üç yıldan beri süresiz oturma iznine sahip bulunması, -Ana ve babanın yasal, süresiz oturma statüsünün sadece doğum sırasında değil, çocuğun vatandaşlığa geçişi sırasında da mevcut olmasıdır.

Bu çocuklar da reşit oldukları zaman seçim yükümlülüğüne tabidirler.

4. Yabancılar Yasası uyarınca Alman vatandaşlığının kazanılması

1 Ocak 2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Vatandaşlık Reform Yasası, bir yabancının Yabancılar Yasasına dayanarak Alman vatandaşı olma hakkını elde etmesini yeniden düzenlemiştir. Buna göre, 16 yaşını doldurmuş bir yabancı aşağıdaki koşulları yerine getiriyorsa yazılı başvuruda bulunması halinde Alman vatandaşlığını kazanabilir.

-Almanya’da en az 8 yıl yasal olarak oturmuş olmak. (Müsamaha (Duldung) statüsünde geçirilmiş süre yasal oturum sayılmamaktadır); -Vatandaşlık için başvuru yapıldığı anda “oturma izni”ne (süresiz veya sınırlı) veya “yerleşim izni”ne sahip olmak;

-Yeterli derecede Almanca bilmek. Almanca bilgisinin Avrupa Konseyinin ortak referans dil standartlarına göre yazılı ve sözlü olarak yeterli olması gerekmektedir. (Zertifikat Deutsch nach dem Niveau B 1 des Gemeinsamen Europäischen Referenzrahmens). Almanca bilgisini ispata yarar okul, kurs diplomaları yoksa, ilgili eyaletteki uygulamaya göre sözlü bir testten geçmek gerekebilmektedir.

-Almanya’nın hukuki ve toplumsal düzeni hakkında temel bilgilere sahip olmak;

-Sabıkasız olmak. En fazla 180 güne denk gelen para cezasını aşmayan mahkumiyetler veya infazı tecil edilmiş olması kaydıyla 6 ayı geçmeyen hapis cezaları engel teşkil etmez. Yukarıdaki sınırların altında kalan birden fazla cezalandırılma sürelerinin birbirine eklenmesi söz konusu değildir;

-Genel olarak geçimini sosyal yardım veya işsizlik yardımı olmaksızın temin edebilmek. Kendi kusuru olmaksızın işsiz kalma durumunda “işsizlik yardımı” veya “sosyal yardım” alınması engel teşkil etmez. Eğer başvuru sahibi 23 yaşının altında ise bu koşul aranmaz, gelir durumuna bakılmaz;

-Anayasal düzene bağlılık belgesinin imzalanması. Anayasaya aykırı bir faaliyette bulunmamak; -Hakkında Yabancılar Yasasının 46 maddesine göre sınır dışı edilme kararı bulunmamak;

-Başvuru tarihine kadar bağlı bulunulan ülkenin vatandaşlığından çıkılması. İlgili, kendisinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı diğer vatandaşlığından çıkamıyor ise, bu koşul aranmaz. Ayrıca, başvuruda bulunan kişi herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinin vatandaşı ise, eski vatandaşlığından ayrılması gerekmemektedir;

-Reşit olmayan çocuklara vatandaşlığa alınma garantisi verilir. Başvuruda bulunan kişinin karısı / kocası ve reşit olmayan çocukları, Almanya’da düzenli olarak 8 yılı doldurma şartı aranmaksızın Alman vatandaşı olma hakkına sahip olabilirler.

5. Takdir yoluyla Alman vatandaşlığının kazanılması

Herhangi bir nedenle Yabancılar Yasasının kolaylaştırılmış vatandaşlık hükümlerinden yararlanamayan bir göçmen, aşağıdaki koşulları yerine getirdiği takdirde, Vatandaşlık Yasasının 8. maddesine göre Alman vatandaşlığına geçebilir.  Hukuka uygun olarak gerekli oturma süresi bazı yabancı gruplar için farklılıklar içermektedir:

-Almanya’da en az 8 yıl yasal oturum, -Siyasi iltica başvurusu kabul edilenler için 6 sene oturum, -60 yaşından büyük yabancılar için 12 sene oturum, -Alman devletinin koruması altında olan veya hiçbir vatandaşlığı olmayan yabancılar

için 6 sene oturum, -Alman devletinin çıkarlarının gerektirdiği hallerde en az 3 senelik oturum, -Bir Alman tarafından evlatlık edinilen çocuklar için 3 senelik oturum, -Vatandaşlık başvurusu yapıldığında, “oturma izni”ne (sınırlı veya sınırsız) veya

“yerleşim izni”ne sahip olmak, -Almanya’da temelli olarak yerleşmiş olmak (geçici bir nedenle Almanya’da bulunanlar bu haktan yararlanamaz); -Alman medeni hukukuna göre reşit olmak ve kişilik haklarının herhangi bir nedenle kısıtlanmamış olması,

-Sabıkasız olmak. Yabancılar Yasasının 46. /1.- 4. maddeleri ve 47./1. – 2. maddeleri uyarınca sınırdışını gerektirecek herhangi bir durumun bulunmaması. Ağır para veya hapis cezasını gerektirecek suçların işlenmiş olması veya yasadışı kamu düzeni bozucu faaliyetlere katılınmış olması Alman vatandaşlığına geçişe engel oluşturur.

-Kendisi ve ailesi için yeterli bir konuta sahip olmak,

-Kendisi ve ailesinin geçimi için yeterli bir gelire sahip olmak. Herhangi bir nedenle sosyal yardım veya işsizlik yardımı alan bir yabancı Alman vatandaşlığına geçemez. Herhangi bir nedenle işsizlik parası, hastalık kasası yardımı, çocuk eğitim parası, konut yardımı veya BaföG alanlar için gelecekteki gelir  durumlarının nasıl olabileceği değerlendirilir.

-Yeterli düzeyde Almanca bilmek, -Anayasal düzene bağlılık belgesinin imzalamak, -Eski vatandaşlıktan ayrılmak,

Yukarıdaki koşulları yerine getiren, 16 yaşını doldurmuş bir yabancı vereceği bir dilekçe ile Alman vatandaşlığına geçebilir.

6. Eş ve çocukların durumu

Ailede ebeveynlerden biri 2. bölümde belirtilen koşulları yerine getiriyorsa, eş ve çocuklar da verecekleri dilekçelerle birlikte Alman vatandaşlığına geçebilirler. Vatandaşlığa geçmek için gerekli oturum süresi, eş ve çocuklarda daha düşük tutulmuştur. Örneğin eşlerde, eğer ailenin müşterek yaşamı en az iki yıldır Almanya’da sürüyorsa, 4 yıllık oturum süresi yeterli kabul edilmektedir. Çocuklarda ise Almanya’da 3 yıllık oturum süresi yeterlidir. Eğer çocuk 6 yaşından küçükse, yaşının yarısına denk süreyi Almanya’da ailesi ile birlikte geçirmiş olması yeterlidir.

Yeterli Almanca bilgisi kural olarak hem eşten, hem çocuklardan beklenmektedir. Eğer diğer aile bireyleri yeterli Almanca biliyorsa eşin eğitim durumu ve diğer zorluklar da gözönüne alınarak, daha az bir Almanca bilgi düzeyi kabul edilebilmektedir. 16 yaşından küçük çocuklardan Anayasaya bağlılık açıklamasını imzalamaları istenmez.

16 yaşını doldurmuş çocukların dilekçeleri müstakil işlem görür ve tam ücret gerektirir. Ancak, 23 yaşın altındaki gençlerin başvurularında geçimini kendi geliriyle temin etme koşulu aranmaz. Yasalar bir aile içinde tek vatandaşlık prensibinin gerçekleşmesini (tüm aile bireylerinin beraberce Alman vatandaşı olmasını) desteklemektedir. Ancak bu zorunlu değildir. Koşulları yerine getiren bir ebeveyn Alman vatandaşlığına tek başına veya çocuklarıyla birlikte geçmekte serbesttir.

Türk vatandaşlığını Kaybedenlerin Mülkiyet ve Miras Hakları

Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler kayıp anından itibaren yabancı statüsüne girerler, bu nedenle konuya bu açıdan yaklaşmak gerekmektedir. 1982 Anayasasının 12. maddesinde “Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, vazgeçilmez, devredilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” hükmü yer almaktadır. 35. maddede ise “Herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, Anayasa, yabancıların gayrimenkul edinme ve miras haklarını ve kapsamını belirleyen açık bir hüküm ihtiva etmemekte, herhangi bir ayrım yapmaksızın genel olarak ülkede bulunan herkese tanıdığı mülkiyet ve miras hakkını belirlemek yoluna gitmektedir. Anayasa, vatandaş-yabancı ayrımına gitmeksizin herkesin temel hak ve hürriyetlere sahip bulunduğunu belirlemekle beraber, 16. maddesinde bu temel hak ve hürriyetlerin yabancılar açısından milletlerarası hukuka uygun olarak ve kanunla sınırlandırılabileceğini öngörmüştür. Böylece temel haklar arasında yer alan mülkiyet hakkı da yabancılar bakımından bu çerçevede sınırlandırılabilecektir.
Medeni Kanun, kural olarak genellik ve eşitlik prensiplerini getirmiştir, buna göre yabancı kişilerin de vatandaşlar gibi özel haklardan yararlanabilmeleri gerekmektedir. Ancak Kanunun getirdiği eşitlik prensibi mutlak değildir; dolayısıyla yabancıların kural olarak sahip oldukları medeni haklardan yararlanmaları istisnai hükümlerle sınırlandırılabilir. Bu sınırlandırmaların hukuki dayanağı da AY. md. 16.’dır. Kanunun gayrimenkul mülkiyetine dair hükümleri incelendiğinde, yabancıları farklı bir uygulamaya tâbi kılan bir hükme yer vermediği görülmektedir. Buna göre, Medeni Kanun açısından yabancı gerçek kişilerin Türkiye’de gayrimenkul mal edinmeleri Türk vatandaşlarının tabi olduğu rejime tabidir, sonucuna ulaşılabilir.
Tapu Kanununun 35. maddesi yabancıların gayrimenkul edinmelerine dair hüküm ihtiva etmektedir. Türk hukukunda yabancıların gayrimenkul edinmelerine ve miras haklarına ilişkin genel ilkeyi ortaya koyan bu hüküm, AY. md. 16’ya uygun olarak birtakım sınırlamalar getirmektedir. Açıklamalarımıza bu doğrultuda devam edeceğiz.

1-TÜRK VATANDAŞLIĞINI ÇIKMA İZNİ ALMAK SURETİYLE KAYBEDENLERİN
TÜRKİYE’DEKİ GAYRİMENKULLER ÜZERİNDE MÜLKİYET HAKKI

a-Doğumla Türk Vatandaşı Olan ve Türk Vatandaşlığından Çıkma İzni ile Ayrılanlar Açısından Türkiye’deki Gayrimenkuller Üzerinde Mülkiyet Hakkı
Yukarıda geniş olarak izah ettiğimiz gibi, Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler kayıp anından itibaren yabancı statüsüne girerler, bununla birlikte doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan İçişleri Bakanlığından çıkma izni alanlar ve bunların çıkma belgesinde kayıtlı reşit olmayan çocukları bakımından istisnai bir düzenleme söz konusudur.
Bu statüde olan yabancılar Türkiye’de taşınmaz mal edinirken Türk vatandaşları ile aynı statü içinde olacaklardır, dolayısıyla kanuni kısıtlamalara ve karşılıklılık şartına tabi tutulmayacaklardır. Ancak milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklıdır[15]. Bu saklı hükmün nasıl uygulanacağı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 24.5.2000 tarihli 1365 -01555 Sayılı cevap yazısında, miras yoluyla taşınmaz mal iktisabı ile ilgili bir olayla bağlantılı olarak belirtilmiştir. “Türk vatandaşlığını doğumla kazanmış olup da sonradan izin almak suretiyle (eski sosyalist rejimi ile yönetilen Avrupa ülkeleri ve Yunanistan hariç olmak üzere) yabancı devlet vatandaşlığına geçen kişiler ile bunların kanuni mirasçılarının… mirasa ilişkin talepleri yabancılara uygulanan kanuni kısıtlayıcı hükümler uygulanmaksızın aynen Türk vatandaşları gibi merkeze sorulmadan ilgili tapu sicil müdürlüklerinde sonuçlandırılacaktır.” diyen Genel Müdürlük, saklı hükmü somut olay içinde değerlendirmeyip genel olarak bazı ülke vatandaşlarına uygulanması yönünde yorumlamıştır[16].

b-Doğum Dışı Bir Yolla Türk Vatandaşı Olan ve Türk Vatandaşlığından Çıkma İzni ile Ayrılanlar Açısından Türkiye’deki Gayrimenkuller Üzerinde Mülkiyet Hakkı

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu statüdeki yabancılar, istisnai durum kapsamında olmadığından yabancıların tabi olduğu sınırlamalara tabi olacaklardır. Bu sınırlamalar karşılıklılık şartı ve kanuni kısıtlamalar şeklinde tasnif edilebilir.
Yabancıların taşınmaz edinmeleri konusundaki genel düzenleme 22.11.1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanunun 35. maddesinde[17] hükme bağlanmıştır. Buna göre: “Karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uymak kaydıyla, yabancı gerçek kişilerle yabancı ülkelerde bu ülke kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde taşınmaz edinebilirler.” Madde, taşınmaz edinme hakkı tanırken sınırlamalar da öngörmüştür. Ayrıca maddenin son fıkrası, “Kamu yararı ve kamu güvenliği bakımından, bu maddenin uygulanmayacağı yerleri belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” demek suretiyle, yer itibariyle kısıtlama getirilmesi hususunda yetki tanımıştır. Bu kısıtlama Askeri YBK dışında bir kısıtlamadır[18].
Çalışmamıza konumuz çerçevesinde kanuni sınırlamalar ve karşılıklılık hususlarını ele alarak devam edeceğiz.

1-Kanuni Sınırlamalar

Bu, konuyla ilgili olabilecek başka kanunlarla konulmuş sınırlamalara gönderme yapma anlamına gelir. Yabancıların mülkiyet hakkıyla ilgili kanuni sınırlamalar koyan başka kanunlar olduğu gibi belli durumlarda kaldırılması amacıyla çıkarılmış kanunlar da vardır. Aşağıda bu kanunların ilgili hükümleri kısaca açıklanacaktır.

Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Hakkında Kanun[19]
Kanunun 7 -9. maddeleri yabancıların taşınmaz edinmesi açısından önem taşımaktadır. Yabancılar 1. derece kara askeri yasak bölgelerine giremez ve bu bölgelerde oturamazlar(md.7). Esasen bölgeye girme ve oturma izni sadece buradaki görevlilere verilmiştir. Bu bölgedeki taşınmazlar istisnalar dışında kamulaştırılır. Bu konuda vatandaşla yabancı arasında fark yoktur. Ancak bu bölgede bazı alanlardan vatandaşların yararlanmaları yönetmelik uyarınca mümkün olabilir. Kanunun 9. maddesine göre 2. derece askeri yasak bölgelerinde Türk vatandaşlarının taşınmaz mal edinmesi olanaklı iken; yabancılar bu bölgelerde taşınmaz edinemezler. Yabancıların gayrimenkul edinme talepleri karşısında gayrimenkulün anılan bölgede olup olmadığının mahalli yetkili askeri makamlardan sorulması gerekir[20].

Mukabelei Bilmisil Kanunu
Hudutları dâhilinde Türk vatandaşlarının menkul ve gayrimenkul mallarına el koyan devletlerin Türkiye’deki vatandaşlarının mülkiyet haklarını kısmen veya tamamen kısıtlamak yahut menkul veya gayrimenkullerine el koymak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Bu yetki karşı işlem yetkisidir ve Türk tatbikatında gerekli olduğu zamanlarda uygulanan siyasi bir tedbir niteliğindedir[21].

Tapu Kanunu
35/III hükmüne göre yabancı gerçek kişiler Türkiye’de kural olarak 30 hektardan fazla mal edinemezler. 30 hektardan fazla mal edinme ancak Bakanlar Kurulunun izniyle mümkündür, izin verilmezse fazla miktar tasfiye edilerek bedele çevrilir.
4916 sayılı Kanun köylerde yabancıların taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan Köy Kanununun 87. maddesini yürürlükten kaldırmıştır ve yeni düzenlemede köy dışında ifadesi yer almamıştır. Dolayısıyla yabancıların köy içinde taşınmaz edinmeleri serbest bırakılmıştır. Müstakil çiftliklere ilişkin olan izin şartı da kaldırılmıştır[22].

Kanuni İstisna: Turizmi Teşvik Kanunu[23]
Kanun, turizm işletmesi ve yatırım belgesi almış olmak şartıyla yabancı gerçek ve tüzel kişilere, mülkiyet edinme imkânını da sağlamaktadır. Buradaki imkân için kanuni kısıtlamalar ve karşılıklılık şartı aranmaz(md. 8 E). Bu bakımdan kanuni bir istisna teşkil etmektedir[24].

2- Karşılıklılık

Karşılıklı işlem, en az iki devletin vatandaşlarına yekdiğerinin ülkesinde aynı mahiyetteki hakkı fiilen tanımalarıdır. Karşılıklı işlemin bu tanımı iki şart ihtiva etmektedir: Bunlardan ilki, hakkın mahiyet ve çeşidinde tam bir benzerlik olmasıdır. Diğer şart da söz konusu edilen haktan her iki devlet vatandaşının fiilen yararlanabiliyor olmasıdır[25].
Karşılıklılık ilkesi, Türk Hukukunda yabancıların taşınmaz mal edinmeleri konusunda geleneksel olarak kabul edilmiş, temel bir ilkedir. Karşılıklı işlemin mahiyeti hakkında; siyasi nitelikte olduğu, asgari haklar dâhilinde mecburi nitelikte olduğu, siyasi bir mukabele tedbiri niteliğinde olduğu, devletler arasında eşitliği sağlayan nitelikte olduğu görüşleri vardır[26]. Kanaatimizce her devlet asgari hakları tanımak zorundadır, bu hakların tanınmasında karşılıklı işlem şartı aranmamalıdır; asgari haklar dışındaki hakların tanınmasının karşılıklı işlem şartına bağlanıp bağlanmaması da her devletin siyasi tercihidir. Karşılıklılık bir milletlerarası anlaşmaya dayanabilir (siyasal nitelikli karşılıklılık), bir kanuna dayanabilir (kanuni karşılıklılık) ya da var olan belli bir uygulamadan kaynaklanabilir (fiili karşılıklılık). Tapu Kanununun 35. maddesine göre Türkiye ile yabancı bir devlet arasında taşınmaz mal edinimi konusunda karşılıklılığın varlığından söz edebilmek için, yabancı devletin “kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanıması esastır”. 35. madde karşılıklı işlemden bahsetmiş, ancak bundan ne anlaşılması gerektiğini açıklamamıştır. Bu nedenle maddede yer alan karşılıklı işlem şartından ne anlaşılması gerektiği konusunda doktrinde değişik görüşler ortaya çıkmıştır. Birsen, siyasi karşılıklılığı ifade ettiğini[27]; Göğer, hem siyasi hem kanuni karşılıklılığı ifade ettiğini[28]; Fişek, siyasi karşılıklılığın yanı sıra aynı zamanda kanuni veya fiili karşılıklılığı ifade ettiğini[29]; Aybay, Tekinalp, Çelikel, Gelgel gibi yazarlar ise siyasi karşılıklılığın yanı sıra aynı zamanda kanuni ve fiili karşılıklılığı da ifade ettiğini savunmaktadır[30]. Kanaatimizce bir yabancı ülke vatandaşının Türkiye’de taşınmaz mal edinmesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının o ülkede taşınmaz mal edinmesine kanun ile hak tanınmış olmasına ve bu hakkın da fiilen uygulanabilmesine bağlıdır, maddede aranan karşılıklılık kanuni aynı zamanda fiili karşılıklılıktır.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, belli bir yabancı devlet açısından karşılıklılık koşulunun varlığının saptanmasına yardımcı olmak amacıyla listeler yayımlamaktadır[31].
Karşılıklılık ilkesiyle ilgili olarak bazı istisnalar söz konusudur: Vatansızlar hiçbir devletin vatandaşlığında bulunmadıkları için, bu kişiler bakımından karşılıklılık koşulunun aranacağı bir devlet bulunmamaktadır. Bu nedenle vatansızlar bakımından karşılıklılık koşulu aranmaz. Bundan başka “Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme”nin 7/2 hükmüne göre, mültecilerin sığındıkları ülkede üç yıl ikamet ettikten sonra karşılıklılık koşulundan muaf olmaları gerekmektedir. Türkiye’de bulunan mülteciler de aynı hükme tabidir, bu imkândan yararlanabilmek için mültecilerin bu durumlarını resmi belge ile kanıtlamaları yeterlidir. Ayrıca Türkiye’de yatırım yapmak isteyen yabancılar, Turizmi Teşvik Kanununun 8/E maddesine göre, Bakanlar Kurulu Kararı ile karşılıklılık koşuluna ve yabancılar için getirilen kanuni kısıtlamalara bağlı tutulmaksızın turizm bölge ve merkezlerinde taşınmaz mal edinebilirler[32].
Zamanaşımı ile mülkiyetin iktisabında karşılıklılığın belirlenmesinde de zaman zaman problemler ortaya çıkmaktadır. Bu konuda, yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin Türk hukukundakinden fazla olması halinde karşılıklılık gerçekleşmemiştir, denemez. Türkiye’de bulunan gayrimenkullerin mülkiyetinin iktisabı, uygulanacak hukukta bulunma yeri olan Türk hukukuna göre yapıldığı gibi; yabancılar hukuku açısından da karşılıklılığın belirlenmesinde bulunma yeri esas alınmalıdır. Bu belirleme yöntemi Tapu Kanunu hükümleriyle de uyumludur. “Türkiye’deki gayrimenkulün zamanaşımı ile iktisabında Türk hukukundaki sürenin geçmiş olması gerekli ve yeterlidir” görüşü Yargıtay ve doktrin tarafından genellikle kabul edilmektedir[33].

ANTLAŞMALAR DÜZENİ

Türkiye’nin taraf olduğu İkamet ve Ticaret Antlaşmalarında yabancıların taşınmaz edinmesi hakkında hükümler yer almıştır. Antlaşmalar âkit devlet vatandaşlarına bu hakkı memleketlerin mer’i kanun ve nizamları saklı kalmak kaydıyla tanımışlardır. Taşınmaz edinme konusunda, antlaşmalarda genellikle kabul edilen iki prensipten biri esas alınmıştır. Bunlar, karşılıklı muamele ve en ziyade müsaadeye mazhar millet kaydıdır[34].

2- TÜRK VATANDAŞLIĞINI ÇIKMA İZNİ ALMAK SURETİYLE KAYBEDENLERİN
TÜRKİYE’DEKİ GAYRİMENKULLER ÜZERİNDE MİRAS HAKKI

a- Doğumla Türk Vatandaşı Olan ve Türk Vatandaşlığından Çıkma İzni ile
Ayrılanlar Açısından Türkiye’deki Gayrimenkuller Üzerinde Miras Hakkı

Bu statüde olan yabancılar ile bunların kanuni mirasçıları, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin hükümlere aykırı davranış içinde olmamak koşuluyla, Türk vatandaşları ile aynı statü içinde olacaklardır. Dolayısıyla kanuni kısıtlamalara ve karşılıklılık şartına tabi tutulmayacaklardır. Bu durumda doğumla Türk vatandaşlığını kazananlar izinle Türk vatandaşlığından ayrılmış ve yeni vatandaşlıkları gereği Türkiye’de mirasın iktisabı ile ilgili olarak bazı kısıtlamalara tâbi olsalar dahi, istisnai konumları nedeniyle Türkiye’deki taşınmaz mallar üzerinde Türk vatandaşları gibi miras alacaklardır. Bu kişilerin çıkma belgesinde kayıtlı reşit olmayan çocukları da aynı haktan yararlanacaktır. Ancak milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin konular bu hükmün istisnasıdır[35]. Milli güvenlik ve kamu düzenine ilişkin olarak yukarıda verdiğimiz izahat burada da geçerlidir.

b- Doğum Dışı Bir Yolla Türk Vatandaşı Olan ve Türk Vatandaşlığından Çıkma
İzni ile Ayrılanlar Açısından Türkiye’deki Gayrimenkuller Üzerinde Miras
Hakkı

Bu statüdeki yabancılar, istisnai durum kapsamında olmadığından yabancıların tabi olduğu sınırlamalara tabi olacaklardır. Türk hukukunda Türkiye’deki taşınmazlar üzerinde yabancıların miras hakkı vardır, ancak mirasın iktisabı konusunda bazı sınırlamalar mevcuttur.
Yabancı gerçek kişilerin gayrimenkullerde mirasçılıkları hakkında genel düzenleme kuralı Tapu kanununun 35. maddesinde düzenlenmiştir. Madde 4916 sayılı kanunla değişmekle beraber, yabancıların kanuni kısıtlamalara uyulmak ve karşılıklı olmak şartı ile gayrimenkul edinebilecekleri kuralı aynı kalmıştır. Söz konusu temel ilkeler mirasçılık bakımından da geçerlilik arz eder. Bununla beraber gayrimenkul ediniminin kısıtlandığı hallerde, yabancının mirasçılık hakkı olsa bile, taşınmazın intikal işleminin yapılması fakat tasfiye edilerek bedele çevrilmesi zorunludur. Diğer bir söyleyişle, kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazlar, kanuni kısıtlamalar ve karşılıklılık kuralına göre intikal ve iktisap edilecektir; Türkiye ile arasında karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının edindikleri taşınmazlar ile kanuni kısıtlamalara tabi alanlardaki taşınmazlar, intikal işlemleri yapıldıktan sonra tasfiye edilip bedele çevrilecektir[36].
Madde metninde kanuni mirasla ilgili açıklamalar yer almaktadır, aynı kuralın vasiyetname ya da miras mukavelesi yoluyla intikal eden mirasa da uygulanıp uygulanmayacağı açık değildir. İrade ile yapılan intikallerin de aynı kurala tabi tutulması gerektiği savunulmaktadır[37].
Bu nedenle miras hakkı açısından da kanuni kısıtlamaların ele alınması gerekmektedir.

1-Kanuni Sınırlamalar

Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgesi Kanunu
Askeri Yasak Bölgelerde yabancıların mülk edinmesi mümkün değildir. Türk vatandaşı miras bırakanın yabancı uyruklu mirasçısı da aynı nedenle taşınmazı muhafaza edemez. Bir taraftan tescil edilirken diğer taraftan tasfiye edilmesi gerekir. Anılan bölgelerde yabancının miras hakkı vardır, ancak tasfiyesi gerekir. 1. derecedeki Yasak Bölgelerde vatandaşların da malları tasfiye edildiğinden yabancılara miras kalması zaten söz konusu olamaz[38].

Mukabelei Bilmisil Kanunu
Kanun, ülkelerinde Türk vatandaşlarının malları üzerinde konacak ve tasarruf haklarını sınırlayacak her türlü tedbire karşılık olarak, Bakanlar Kuruluna karşı işlem uygulama yetkisi tanımıştır. Yabancıların miras hakkı konusunda hukukumuzda var olan sınırlamaların bir kısmı da bu kanunun uygulanması ile getirilmiştir[39].

Tapu Kanunu
35. maddede yabancı devlet vatandaşlarının otuz hektardan fazla taşınmaz edinmeleri Bakanlar Kurulu iznine tabi tutulmuşken, kanuni miras bu izin prosedürünün dışında bırakılmıştır. Buna karşılık kanuni miras dışında ölüme bağlı tasarruf yoluyla otuz hektardan fazla taşınmazın edinilmesinin Bakanlar Kurulundan izin alınmasına bağlı olduğu, izin verilmezse fazla miktarın tasfiye edilerek bedele çevrileceği öngörülmüştür. Diğer bir söyleyişle yabancı mirasçının otuz hektardan fazla arazi için de miras hakkı vardır, izin verilirse adına tescil edilir, izin verilmezse tasfiye edilerek bedelinden yararlanmasına imkân sağlanır.
4916 sayılı kanun Köy Kanununun 87. maddesini yürürlükten kaldırdığı için yabancı gerçek kişi mirasçıların da köylerde miras yoluyla mülkiyet hakkını iktisabı mümkün hale gelmiştir[40].

2- Karşılıklılık

Tapu Kanununun 35. maddesinde, Türkiye ile arasında karşılıklılık bulunmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla elde ettikleri taşınmazların intikal işlemleri yapılıp tasfiye edilerek bedele çevrileceği hükme bağlanmıştır.
Karşılıklılık uygulamasında antlaşmaya veya kanuna dayanan karşılıklılık yanında fiili karşılıklılığın da aranması gerektiği savunulmaktadır[41].
Miras hakkının varlığını ilke olarak kabul etmeyen devletlerin vatandaşları açısından karşılıklı işlem koşulunun gerçekleşmediği, vatansız kişiler açısından ise bu koşulun aranmayacağı çeşitli Yargıtay kararlarıyla ve Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün uygulamasında kabul edilmiş görünmektedir[42].
Yargıtay, 35. maddedeki karşılıklılık şartının miras bırakanın ölüm tarihi itibariyle belirlenmesi gereğini ortaya koyan kararlar vermiştir[43].

SONUÇ
Türk vatandaşlığından çıkma izni almak suretiyle ayrılanların Türkiye’deki gayrimenkuller üzerinde miras ve mülkiyet haklarını ele aldığımız çalışmamızda öncelikle Türk vatandaşlığından çıkma izni almak suretiyle ayrılmak kurumu ele alınıp bu kişilerin hukuki statüleri belirlenmiştir. Buna göre bu kişiler ayrılma tarihinden itibaren yabancı statüsüne girerler.
Türk hukukunda menkul mülkiyeti ve menkuller üzerinde miras hakkı bakımından yabancılar ile Türk vatandaşları arasında bir ayrım öngörülmemişken, gayrimenkuller üzerindeki miras ve mülkiyet hakları bakımından -gayrimenkullerin devletin egemenlik yetkisiyle yakından ilişkili olmasından dolayı- yabancılar birtakım sınırlamalara tabi tutulmuştur. Devletin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hususlara aykırı olmamak kaydıyla, doğum yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da çıkma izniyle vatandaşlığını kaybedenler ile bunların çıkma belgesinde kayıtlı olan reşit olmayan çocukları ise yabancılar için öngörülen bu sınırlamalardan muaf tutulmuşlardır. Bu konuda Türk hukukundaki genel kural Tapu Kanununun 35. maddesinde yer almıştır. Buna göre, yabancılar karşılıklılık şartı ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla Türkiye’deki gayrimenkuller üzerinde mülkiyet ve miras hakkına sahip olabilirler.
Doğum yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da çıkma izniyle vatandaşlığını kaybedenler ile bunların çıkma belgesinde kayıtlı olan reşit olmayan çocukları da yabancı statüsünde olmalarına rağmen miras ve mülkiyet haklarından Türk vatandaşı gibi yararlanmaya devam ederler. Bulundukları ülkede tanınan haklardan yararlanabilmek için, çifte vatandaşlığı kabul etmeyen yabancı ülke hukukundan kaynaklanan bir zorunluluk gereği olarak, Türk vatandaşlığından ayrılarak ilgili devlet vatandaşlığına geçmek zorunda kalan kişilerin bu nedenle Türkiye’de karşılaşacakları olumsuzlukları gidermek amacıyla bu istisnai hüküm getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde de belirtildiği üzere; bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanabilmek amacıyla zorunlu olarak Türk vatandaşlığından çıkma izni alan kişiler, 403 sayılı Kanunun 29. maddesi uyarınca Türkiye’de yabancı muamelesine tabi tutulmakta, ikamet, gayrimenkul edinme, miras, çalışma gibi konularda ancak Türk Kanunlarının yabancılara tanıdığı haklardan faydalanabilmektedirler. Bu uygulama ise vatandaşların başka bir devlet vatandaşlığına geçmekten sarfınazar etmesine ve dolayısıyla yurt dışındaki haklardan feragat etmelerine neden olmaktadır. Türk vatandaşlarının bazı müktesep haklarının yitirilmesi anlamına gelen bu uygulamayı düzeltmek, mülk, miras, ikamet ve çalışma haklarını aynen muhafaza etmek için madde hükmü değiştirilmiş ve bu imkânlar sağlanmıştır. Getirilen bu değişiklik, söz konusu kişilerin çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybettikleri tarihten sonra Türkiye’de gerçekleştirmek isteyecekleri ikamet, seyahat, çalışma ve menkul, gayrimenkul mal iktisaplarını kapsamaktadır. Vatandaşlık hukuku sistemimize göre, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin malvarlıklarına zaten bir halel gelmediğinden, diğer bir ifadeyle, bu kişilerin Türkiye’de bulunan malvarlıklarının tasfiyesi söz konusu olmadığından, bu kişilerin kayıp tarihinden önceki malvarlıkları ile ilgili bir düzenlemeye gidilmesine gerek görülmemiştir.
Miras hakkı ve ayni haklar, yabancıların kural olarak vatandaşlarla eşit olarak yararlandığı “özel hakların” bir parçasını oluşturmaktadır. Uluslar arası hukukta kişinin vatandaşlık bağıyla bağlı olmadığı devlette taşınmaz edinmesi sınırsız değildir. İnsan haklarını koruma altına alan uluslar arası düzenlemelerde mülkiyet hakkına yer verilmekle birlikte yabancıların taşınmaz edinmelerinin taşınmazın bulunduğu devlet tarafından belirli kısıtlamalara tabi tutulabileceği açıkça belirtilmiştir. Türk hukuku bakımından da taşınmaz mallar üzerindeki miras ve mülkiyet hakları konusunda yabancılara yönelik çeşitli sınırlamalar bulunmaktadır. Bu sınırlamalar uluslar arası düzenlemelere ve Anayasaya uygundur.

KAYNAKÇA

AYBAY, Rona, Yabancılar Hukuku, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005.

BİRSEN, Kemalettin, Devletler Hususi Hukuku, C. I (Tabiiyet ve Yabancılar Hukuku), B.7, 1970.

ÇELİKEL, Aysel / ÖZTEKİN GELGEL, Günseli, Yabancılar Hukuku, 12. bası, Beta, 2005.

FİŞEK, Hicri “Türkiye’de Yabancıların Ayni Haklardan İstifadesi”, Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi, 1950, C. VII, S. 3 -4, (Ayni Haklar), s.430.

FİŞEK, Hicri “Türk vatandaşlığı Kanunu Açısından Vatana Bağlılıkla Bağdaşmayan Eylemler” : Fadıl H. Sur’un Anısına Armağan, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1983.

GÖĞER, Erdoğan, Yabancılar Hukuku, 3. bası, 1979.

GÜRZUMAR, Fikri “Türk Vatandaşlığının Kaybında Şahıs İradesinin Önemi”: Prof. Dr.
Nihal Uluocak’a Armağan, 1999.

NOMER, Ergin, Vatandaşlık Hukuku, Filiz, 2005.

SARGIN, Fügen, Yabancı Gerçek Kişilerin Türkiye’de Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Sınırlı Ayni Haklardan Yararlanmaları, Yetkin Yayınları, 1997.

TEKİNALP, Gülören, Türk Yabancılar Hukuku, 8. bası, Beta, 2003.

[1] Onaylamaya ilişkin Kanun numarası 6366, kabul tarihi 10 Mart 1954, 8662.

[2] Nomer Ergin, Vatandaşlık Hukuku, Filiz, 2005, s.105.

[3] Nomer, a.g.e. , s.105 d.n.86.

[4] 403 Sayılı, 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanunu: RG 22.2.1964, S.11638; 403 Sayılı 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna İki Geçici Madde Eklenmesi Hakkında 2383 Sayılı, 13.2.1981 Tarihli Kanun: RG.17.2.1981, S.17254; 3540 Sayılı, 20.4.1989 Tarihli, 403 Sayılı 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun: RG. 29.4.1989, S.20153; 403 Sayılı 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun 25. maddesinin g bendi ile bu maddenin ikinci fıkrasının Yürürlükten Kaldırılmasına ve Bu Kanuna Geçici İki Madde Eklenmesine Dair 3808 Sayılı ve 27.5.1992 Tarihli Kanun: RG. 4.6.1992, S.21248; Türk Vatandaşlığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 4112 Sayılı ve 7.6.1995 Tarihli Kanun: RG. 12.6.1995, S.22311; 4866 sayılı ve 4.6.2003 Tarihli Kanun: RG. 12.6.2003, S.25136; 5203 Sayılı ve 29.6.2004 Tarihli Kanun: RG. 6.7.2004, S.25514 403 Sayılı 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik: RG. 1.7.1964, S. 11742; 403 Sayılı 11.2.1964 Tarihli Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Yönetmeliğe Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Yönetmelik: RG. 21.3.1981, S. 17286.

[5] Gürzumar, “Türk Vatandaşlığının Kaybında Şahıs İradesinin Önemi”: Prof. Dr. Nihal Uluocak’a Armağan, 1999, s.163

[6] Nomer, a.g.e., s.106-107.

[7] Sargın Fügen, Yabancı Gerçek Kişilerin Türkiye’de Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Sınırlı Ayni Haklardan Yararlanmaları, Yetkin Yayınları, 1997, s. 181 -182; Nomer, a.g.e., s.108.

[8] Nomer, a.g.e., s.107.

[9] Fişek, Hicri, “Türk vatandaşlığı Kanunu Açısından Vatana Bağlılıkla Bağdaşmayan Eylemler” : Fadıl H.
Sur’un Anısına Armağan, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara 1983, s.386 vd.

[10] Nomer, a.g.e., s.107 -110.

[11] 4886 sayılı kanunla getirilen değişiklik sonrası TVK. madde 29: Bu kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulur. Ancak, doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından çıkma izni alanlar ve bunların vatandaşlıktan çıkma belgesine kayıtlı reşit olmayan çocukları; Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliğine ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü ve seçme-seçilme, kamu görevine girme ve muafen araç ve ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler. Kanunun 33 ve 35 inci madde hükümleri saklıdır.

[12] Sargın, a.g.e., s.184 -185

[13] Sargın, a.g.e., s.186 -187.

[14] Sargın, a.g.e., s.188.

[15] Çelikel Aysel / Öztekin Gelgel Günseli, Yabancılar Hukuku, 12. bası, Beta, 2005, s. 234 -235;
Tekinalp Gülören, Türk Yabancılar Hukuku, 8. bası, Beta, 2003, s.206 -207; Aybay Rona,
Yabancılar Hukuku, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005, s. 190.

[16] Çelikel/Gelgel, a.g.e., s.235,248

[17] 2003 yılında kabul edilen çeşitli kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Tapu Kanununun 35. maddesi
değiştirilmiştir; 4916 sayılı ve 3.7.2003 tarihli Kanun: RG. 19.7.2003, S. 25173; Aybay, a.g.e., Fişek, “Türk
Vatandaşlığı Kanunu Açısından Vatana Bağlılıkla Bağdaşmayan Eylemler” : Fadıl H. Sur’un Anısına
Armağan, s.181, d.n. 8.

Türk vatandaşlığını izin almak suretiyle kaybedenlerin Hukuki Statüsü

TVK. md.29’da Türk vatandaşlığını yetkili makamdan çıkma izni almak suretiyle kaybeden kişilerin kayıp tarihinden itibaren tabi olacakları hukuki statü belirlenmiş bulunmaktadır.
Bulundukları ülkede tanınan haklardan yararlanabilmek için, çifte vatandaşlığı kabul etmeyen yabancı ülke hukukundan kaynaklanan bir zorunluluk gereği olarak, Türk vatandaşlığından ayrılarak ilgili devlet vatandaşlığına geçmek zorunda kalan kişilerin bu nedenle Türkiye’de karşılaşacakları olumsuzlukları gidermek amacıyla getirilen bu istisnai hükmün gerekçesi aynen şu ifadeleri içermektedir:
“Yurt dışındaki vatandaşlarımız bulundukları ve çalıştıkları ülkelerde daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak, ekonomik, sosyal, siyasi haklardan yararlanmak amacıyla yabancı devlet vatandaşlığına geçmek istemektedirler. Ancak, Avusturya, Danimarka ve İsveç gibi… Almanya’nın da çifte vatandaşlığı kabul etmeyen, yani Alman vatandaşlığını kazanmak isteyen vatandaşlarımızdan Türk vatandaşlığından çıkma şartı arayan bir ülke olduğu bilinmektedir. Bu nedenle yukarıda belirtilen ülkelerde bulunan vatandaşlarımız, bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçebilmek için zorunlu olarak Türk vatandaşlığından çıkma izni talep etmektedirler.
“Esas olan sadece çifte vatandaşlık değil, yani Alman vatandaşlığına geçen Türklerin yeniden Türk vatandaşlığına alınmaları kadar, Almanya’da yerleşen vatandaşlarımızın idari ve yasal engeller olmaksızın ve Türkiye’deki hakları ile tasarrufları konusunda herhangi bir endişeye kapılmaksızın Alman vatandaşlığını kazanmak üzere, Türk vatandaşlığından çıkma izni alabilmeleri de önemlidir.
“Bulundukları ülkenin vatandaşlığını kazanabilmek amacıyla zorunlu olarak Türk vatandaşlığından çıkma izni alan kişiler… …403 sayılı Kanunun 29. maddesi uyarınca Türkiye’de yabancı muamelesine tabi tutulmakta, ikamet, gayrimenkul edinme, miras, çalışma gibi konularda ancak Türk Kanunlarının yabancılara tanıdığı haklardan faydalanabilmektedirler. Bu uygulama ise vatandaşlarımızın başka bir devlet vatandaşlığına geçmekten sarfınazar etmesine ve dolayısıyla yurt dışındaki haklardan feragat etmelerine neden olmaktadır. Türk vatandaşlarının bazı müktesep haklarının yitirilmesi anlamına gelen bu uygulamayı düzeltmek, mülk, miras, ikamet ve çalışma haklarını aynen muhafaza etmek için madde hükmü değiştirilmekte ve bu imkânlar sağlanmaktadır.
“…Getirilen bu değişiklik, söz konusu kişilerin çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybettikleri tarihten sonra Türkiye’de gerçekleştirmek isteyecekleri ikamet, seyahat, çalışma ve menkul, gayrimenkul mal iktisaplarını kapsamaktadır. Vatandaşlık hukuku sistemimize göre, çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilerin malvarlıklarına zaten bir halel gelmediğinden, diğer bir ifadeyle, bu kişilerin Türkiye’de bulunan malvarlıklarının tasfiyesi söz konusu olmadığından, bu kişilerin kayıp tarihinden önceki malvarlıkları ile ilgili bir düzenlemeye gidilmesine gerek görülmemiştir.
“Aynı şekilde Türk Yabancılar Hukukuna göre yabancı gerçek… kişilerin miras hakkı zaten mevcuttur. Ancak sadece köy hudutları dâhilinde bulunan gayrimenkuller yabancılara miras yoluyla kaldığında Tapu Kanunu md.25 ve Köy Kanunu md.87 nedeniyle tasfiye edilmektedir. Getirilen bu değişiklikle çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere zaten aynen Türk vatandaşları gibi köylerde gayrimenkul edinme imkânı tanındığından artık bu kişilerin miras haklarına ilişkin bu düzenlemeye gidilmesine gerek görülmemiştir.”(Türk Vatandaşlığı Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu)[12]
Kanunun 29. maddesine paralel olarak değiştirilen, Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin “Türk Vatandaşlığını Kaybeden ve Türk Vatandaşlığından Çıkmasına İzin Verilenlerin Hukuki Durumu” başlığını taşıyan 42. maddesi aynen şu ifadeleri içermektedir:
“Bu Kanun gereğince Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kayıp tarihinden başlayarak yabancı muamelesine tabi tutulurlar. Türkiye’de ikamet, seyahat, taşınmaz mal edinme, ferağı, miras ve çalışma gibi konularda, Türk kanunlarının yabancılara tanıdığı haklardan yararlanabilirler.
“Ancak, doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan Bakanlar Kurulundan (şimdi İçişleri Bakanlığı) çıkma izni almak suretiyle, yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler ve bunların kanuni mirasçıları, Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, Türkiye’de ikamet, seyahat, çalışma, yatırım, ticari faaliyet, miras, taşınır-taşınmaz mal satın alma, ferağı, kiralama gibi konularda, Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.
“Bu kişilere istekleri üzerine, yurt dışında Türk temsilcilikleri, yurt içinde ise Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce örneği hazırlanarak bastırılan ve düzenlenmesine ilişkin esasları belirlenen bu belgenin, Kanunun 29. maddesinde belirtilen konulara ilişkin işlemler sırasında ibraz edilmesi zorunludur.
“Bu şekilde hakları saklı tutulan kişinin ölümü halinde, kanuni mirasçıları veraset ilamı ile belirlenir.
“Bu kişilerin ülkede ikamet, seyahat, çalışma, yatırım, ticari faaliyet, miras, taşınır-taşınmaz mal iktisabı ile ferağı konularında kendilerine tanınan haklar konusundaki işlemler, yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde, ilgili kurum ve kuruluşlarca yürütülür.
“Türk vatandaşlığının iptali ile vatandaşlıktan çıkarmanın sonuçlarını belirten 11.2.1964 tarih ve 403 sayılı Türk vatandaşlığı Kanununun 33 ve 35, Yönetmeliğin 46 ve 48. maddeleri hükümleri saklıdır.”
Hükümler değerlendirildiğinde açıkça görüleceği üzere; İçişleri Bakanlığından çıkma izni alarak, kendi iradeleriyle Türk vatandaşlığından ayrılan kişiler, buna rağmen Türkiye’de tıpkı bir Türk vatandaşı gibi haklardan yararlanmaya devam edeceklerdir. Ancak kanun bu kişiler bakımından bir sınırlama da içermektedir; hükme göre, bu statüde sayılacak eski Türk vatandaşlarının Türk vatandaşlığını aslen, doğum yoluyla kazanmış olmaları şarttır. Buna göre kan esası veya toprak esasına dayanarak Türk vatandaşlığını doğumla kazanmış kişiler 29. maddeden yararlanabilecektir. Kanun ayrıca “Türkiye Cumhuriyetinin milli güvenliği ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla” diyerek daha genel ve net olmayan bir sınırlama öngörmüştür.
Bu konuda diğer bir sınırlama da uygulamada ortaya çıkmaktadır. Uygulamada 29. maddeden yararlanacak kişilerin İçişleri Bakanlığından izin alarak vatandaşlıktan çıkanlarla sınırlı olduğu kabul edilmektedir. Buna göre, md. 22/III uyarınca yetkili Türk makamından izin alarak Türk vatandaşlığından çıkmaksızın yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler daha sonra Türk vatandaşlığından çıkma izni almış olsalar dahi bu haktan faydalanamayacaktır. Kanunda genel olarak “doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan İçişleri Bakanlığından izin almak suretiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan kişiler” ifadesine yer verilmektedir ve böyle bir ayrım Kanunda bulunmamaktadır. Dolayısıyla Kanunda mevcut olmayan böyle bir ayrıma dayanılarak yapılacak işlemlerin hukuki mesnetten yoksun olduğu sonucuna varılabilir, ancak kanun maddesi gerekçesiyle birlikte yorumlandığında uygulamanın kanuna aykırı olmadığı da söylenebilir. Zira gerekçede belirtildiği üzere, 29. madde ile bu imkân aslında Türk vatandaşlığından ayrılmak istemediği halde, içinde yaşamakta bulunduğu, hukuk düzeni çifte vatandaşlığa izin vermeyen bir ülkede, haklardan yararlanabilmek için vatandaşlıktan ayrılmak zorunda kalan kişilerin bu nedenle Türkiye’de uğrayacakları hak kaybını giderebilmek amacıyla tanınmıştır. Bu çerçevede Türk vatandaşlığını devam ettirerek yabancı devlet vatandaşlığını kazanmak isteğiyle izin alanlar bakımından böylesi bir zorunluluk mevcut olmadığından, bu kişilerin sonradan çıkma izni alarak Türk vatandaşlığından ayrılmaları halinde 29. madde hükmünde faydalanamamaları gerekir. Kanun maddesinin gerekçesi çerçevesinde yorumuna bağlı olarak, çifte vatandaşlığın imkân dâhilinde bulunduğu bir devletin vatandaşlığını kazanarak Türk vatandaşlığından çıkan kişilerin de 29. madde kapsamı dışında bırakılacağı sonucuna varılması mümkündür. Zira bu halde de bir zorunluluk gereği Türk vatandaşlığının terki söz konusu olmamaktadır. Doktrinde 22. madde hükmünün yorumunda farklılıklar vardır; bir Türk vatandaşının çıkma izni almadan yabancı bir devlet vatandaşlığını kazandıktan sonra çifte vatandaşlık statüsünden yararlandırılamayacağını kabul eden yazarların yanı sıra, yabancı bir devlet vatandaşlığını daha önce izin almaksızın kazanan Türk vatandaşlarına da bu maddede öngörülen izin belgesinin verilebileceğini ifade eden yazarlar da bulunmaktadır[13]. Kanaatimizce de Kanun maddesi, gerekçesi çerçevesinde yorumlanmalıdır.
29. madde hükmünden yararlanacak olanlar, sadece Türk vatandaşlığından bu suretle ayrılmış kişilerle sınırlı değildir, vatandaşlıktan çıkan kişilerin kanuni mirasçıları yabancı sıfatını taşımakla birlikte, karşılıklı işlem şartı aranmaksızın ve kanuni sınırlamalar dikkate alınmaksızın Türkiye’de bir Türk vatandaşı gibi taşınmaz mal edinebileceklerdir. Ancak gerek çıkma yoluyla vatandaşlığı kaybedenler gerekse bunların kanuni mirasçılarının, Türk vatandaşlarından farklı olarak, taşınmaz mal edinme hususunda ve miras hususunda kamu düzenine ve milli güvenliğe ilişkin hükümlerle sınırlanabilecekleri göz ardı edilmemelidir[14].
Türk vatandaşlığını doğum yoluyla kazanmış olan ve izin almak suretiyle vatandaşlıktan çıkanların atanmış mirasçıları ile Türk vatandaşlığını doğum dışı bir yolla kazanmış olup da izin almak suretiyle Türk vatandaşlığından çıkanlar ise yabancı muamelesine tabi tutulurlar.
Çalışmamızın bundan sonraki bölümlerinde söz konusu kişilerin Türkiye’de gayrimenkul mülkiyeti ve miras edinme haklarını irdeleyeceğiz. Asıl konumuza geçmeden önce belirtmek istediğimiz husus, taşınır mirasçılığı ve taşınır mülkiyetinden yararlanma konularında, yabancı ile vatandaş arasında temel bir fark olmadığıdır.

Türk Vatandaşlığından İzinle Çıkmanın Sonuçları

Vatandaşlıktan çıkma eşin vatandaşlığına tesir etmez (md. 31). Buna mukabil çocukların vatandaşlığına tesiri vardır, bu tesir baba ve ana yönünden ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki çocuklar yönünden Türk vatandaşlığının kaybı, kendilerinin vatansızlığına neden olacaksa Türk vatandaşlığını muhafaza ederler (md. 32/IV).
Vatandaşlıktan çıkma, çocuklar küçük de olsa prensip olarak onların vatandaşlığını etkilemez; vatandaşlıktan çıkan baba ise çocuğun anaya bağlı olarak Türk kalması, vatandaşlıktan çıkan ana ise babaya bağlı olarak Türk kalması esastır. Bununla beraber Türk vatandaşı olan ana veya baba ile çocuğun bağlantısı kalmamış yahut zayıflamışsa çocuğun vatandaşlıktan çıkan eşi takip etmesi uygun görülmüştür. Buna göre:
Vatandaşlıktan çıkan baba ise; babanın küçük çocukları,
· ananın ölmüş bulunması,
· ananın yabancı olması,
· velayetin babada bulunması ve anadan yazılı muvafakat alınması
hallerinde, “babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybederler.” (md. 32/I).
Vatandaşlıktan çıkan ana ise; ananın küçük çocukları,
· babanın ölmüş bulunması,
· babanın yabancı olması,
· velayetin anada olması ve babadan yazılı muvafakat alınması
hallerinde, “analarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybederler.” (md. 32/II).
Baba veya ananın yazılı muvafakat vermemesi durumunda mahkemeden alınacak karara göre işlem yapılacaktır (md.32/I,II).
Bütün bu hallerde çocuk 15 yaşından büyükse çocuğun yazılı muvafakati aranır (md.32/III).[10]

Türk Vatandaşlığından Çıkma İzni

İçişleri Bakanlığının çıkma izni vermesi üzerine, “İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü” ilgilinin Türk vatandaşlığından çıktığını belirten bir “çıkma belgesi” düzenler. Çıkma belgesinin verilmesiyle kişi Türk vatandaşlığını kaybeder (md. 23/I). Türk vatandaşlığının kayıp anı çıkma belgesinin verildiği andır.
Vatandaşlıktan çıkmak isteyen şahıs aynı zamanda başka bir devlet vatandaşıysa çıkma belgesi kendisine derhal verilir (md. 22/I).
Vatandaşlıktan çıkmak isteyen şahıs halen başka bir devlet vatandaşı değilse, İçişleri Bakanlığınca kendisine bir “izin belgesi” verilir. Bu şahıs izin belgesini aldıktan sonra, ilgili devlet vatandaşlığını kazandığını belirten belgeyi getirdiğinde çıkma belgesini alır (md. 22/II). İzin belgesinin geçerlilik süresi üç yıldır; bu üç yıl zarfında yabancı devlet vatandaşlığı kazanılmamış ise izin belgesi iade edilecektir (md. 22/IV, Yönet. md. 33).
Kendisine izin belgesi verilmiş olan şahıs, üç yıl içersinde yetkili Türk makamlarına gerekli bilgi veya belgeyi vermemişse yahut yabancı devlet vatandaşlığını kazanamadığı için izin belgesini iade etmemişse; İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca, izin belgesi almış olan şahsın Türk vatandaşlığını kaybedip kaybetmediğine karar verilir (md. 23/II). Doktrinde, yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmak için devletin iznini almış bir kişinin bu iznin kullanılış biçimi hakkında bilgi vermemesinin vatandaşlığın kaybına yol açacak önemde ve vatana bağlılıkla bağdaşmayacak bir eylem gibi değerlendirilmesi haklı görülmemektedir. Ayrıca Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin, söz konusu kanun hükmünü daha da genişleterek “izin belgesini iade etmeyenleri” aynı müeyyideye tabi tutması (Yönet. md. 34/IV); hem faydasız hem de yeni bir kaybettirme sebebi ihdas etmesi sebebiyle hukuken hatalı bir davranış olarak değerlendirilmektedir[9].

Türk Vatandaşlığından Çıkma ve Yabancı Vatandaşlığa Geçme İzni

Yabancı bir devlet vatandaşlığına geçmek isteyen bir Türk vatandaşı için takip edilecek iki yol vardır; ya Türk vatandaşlığından çıkma izni talep edecektir ya da Türk vatandaşlığını muhafaza etmek kaydıyla yabancı devlet vatandaşlığını da kazanma (çifte vatandaşlık) izni talep edecektir. Bu iki yoldan birini takip etmeksizin kendi istekleriyle yabancı bir devlet vatandaşlığını elde eden Türk vatandaşları cezai nitelikte olan Türk vatandaşlığını kaybettirme muamelesine maruz kalabilirler[2].
1981 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikten önce, izin almadan yabancı bir devlet vatandaşlığını kendi istekleriyle kazananların Türk vatandaşlıklarını da muhafaza etmelerine (çifte vatandaşlık) müsaade edilmemekteydi. Hatta Türk vatandaşlığından çıkma izni dahi yabancı vatandaşlığın kazanılma ihtimaline veya irade dışı kazanılmış olma şartına bağlıydı. 2383 sayılı Kanunla getirilen değişiklikle, Türk vatandaşlarının Türk vatandaşlığını kaybetmeden yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanabilme imkânı prensip olarak kabul edilmiştir[3].
Türk Vatandaşlığı Kanununun 20. ve devamı maddelerinde çıkma suretiyle Türk vatandaşlığının kaybı düzenlenmiştir[4]. 20. maddede öngörülen şartları haiz kişilerden, herhangi bir nedenle, yabancı devlet vatandaşlığını kazanmış veya başka bir devlet vatandaşlığını kazanacağına dair inandırıcı belirti bulunanlar, İçişleri Bakanlığının izniyle Türk vatandaşlığından çıkabilirler.
İlgilinin çıkma dileği karşısında İçişleri Bakanlığının kararı muhtevaca ya bu dileğin reddi ya da bu dileğe izin verilmesi olabilir. Çıkma dileğinde bulunan Türk vatandaşında aranan kanuni şartlar oluşmamışsa çıkma izni verilemez. Buna mukabil şartlar yerine gelmişse ancak o zaman İçişleri Bakanlığının Türk vatandaşlığından çıkmak için gerekli izni vermesi söz konusu olabilir. Ancak kanundaki şartların gerçekleşmiş olması Bakanlığın bu izni vermesi mecburiyetini doğurmaz, Bakanlığın bu konuda takdir yetkisi vardır; aksi halde bir “izin tasarrufundan” söz etmek anlamsız olurdu. Bununla birlikte İçişleri Bakanlığı, izin verme yetkisini kullanırken şüphesiz keyfilikten uzak hareket etmek mecburiyetindedir. Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlık değiştirmek hakkından mahrum edilemez. Doktrinde, 20. maddede aranan şartları taşıdığını belgeleyenlere, Bakanlar Kurulunun (şimdi, İçişleri Bakanlığının)iznine gerek kalmaksızın çıkma belgesinin derhal verilmesinin düşünülmeye değer olduğu, zira vatandaşlığı terk etmek isteyen bir kişinin zorla Türk vatandaşlığında tutulmasının toplum menfaatine uygunluğunun üzerinde tartışılması gereken bir konu olduğu ileri sürülmüştür[5].
Şu halde İçişleri Bakanlığı izin verme yetkisini kullanırken, vatandaşlıktan çıkmak isteyen şahsın durumunu ve vatandaşlıktan çıkma izinin verilmesinin neticelerini dikkate alarak karar vermek durumundadır. Böylece izin verilmesinde keyfilikten uzak kalınması ve verilecek iznin Devlet ve üçüncü şahıslar bakımından meydana getireceği mahzurların önlenmesi temin edilir.
Bu çerçevede vatandaşlıktan çıkmak isteyen şahıs, çıkma müracaatını yaparken verdiği dilekçesinde Türkiye’de varsa taşınmaz mallarını, vergi kaydı varsa vergi dairesi ve hesap numarasını, Türkiye’de herhangi bir borcunun bulunup bulunmadığını da bildirmek zorundadır (Yönet. md.32). Alınan bu bilgiler, ilgiliye vatandaşlıktan çıkma izinin verilmesinde etkili olabilecek hususlardır[6].
İçişleri Bakanlığının çıkma izni vermesi için, izin isteyen kişinin her ne sebeple olursa olsun başka bir devlet vatandaşlığını kazanması veya kazanacağına dair inandırıcı delil bulunması şarttır. İnandırıcı delil olarak ilgilinin vatandaşlığına geçmek istediği makamlardan verilmiş, o devlet vatandaşlığına kabul edileceğine dair belge veya ilgilinin Türk vatandaşı olarak o ülkede uzun zamandan beri oturmasına ve orada mesleki, ticari veya sınaî faaliyetlerde bulunmasına izin verildiğini gösteren belge veya o devlet vatandaşıyla evli olması ve bu durumun vatandaşlığa alınmasında kolaylıklar sağlayacağının anlaşılmış bulunması kabul edilebilir (Yönet. md.31).
Vatandaşlıktan çıkmak isteyen kişi başka bir devlet vatandaşıysa “çıkma belgesi” kendisine derhal verilir (md.20/I). Bu belge ilgilinin Türk vatandaşlığından çıktığını gösteren ve verilmesi ile Türk vatandaşlığının kaybedilmesi sonucunu doğuran bir belgedir (Yönet. md. 33/I,a). Buna karşılık vatandaşlıktan çıkmak isteyen kişi aynı zamanda başka bir devletin vatandaşı değilse, bu kişiye İçişleri Bakanlığınca “izin belgesi” verilir. Yabancı devlet vatandaşlığını kazandığını belirten belgeyi getirdiğinde de kendisine çıkma belgesi verilir (md.20/II). İzin belgesi, kişinin başka bir devlet vatandaşlığına geçmesine yetkili Türk makamlarınca izin verildiğini gösteren belge mahiyetindedir (Yönet. md.33/I,b)[7]. İçişleri Bakanlığınca verilen çıkma izni neticede çıkma şartlarının mevcudiyetini ve çıkma izninin verilmesinde bir mahzur bulunmadığını kabul ve teyit eden “özel” bir izin niteliğini kazanmaktadır. Zira vatandaşlıktan çıkmanın hükmü dahi İçişleri Bakanının kararı ile değil çıkma belgesinin ilgiliye verilmesiyle (md. 23/I) yürürlüğe girmektedir[8].

Türk Vatandaşlığından Çıkmanın Şartları

a- Mümeyyiz ve Reşit Olmak (md. 20/a)

Bu unsurların mevcudiyeti Türk Hukukuna göre tespit edilecektir.
Reşit olmak, kişiyi reşit kılan bütün durumları kapsayan bir ifadedir; dolayısıyla 18 yaşın ikmali (MK. md. 11/I), evlenme (MK. md.11/II) ve kazai rüşt (MK. md. 12) durumları reşit olmak unsurunun yerine gelmesini sağlar.
Mümeyyiz olan reşit medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olduğundan (MK. md.10), bu unsurun mevcudiyeti aranmaktadır. Mümeyyiz mahcur da Türk vatandaşlığından bu yolla çıkabilir; ancak vesayet makamlarının müdahalesi ve izni şarttır (MK. md. 463/2). Vatandaşlıktan çıkma münhasıran şahsa bağlı hak olarak kabul edildiğinde vasinin rızası aranmaz (MK. md. 16).

b- Herhangi bir nedenle yabancı devlet vatandaşlığını kazanmış olmak veya başka bir
devlet vatandaşlığını kazanacağına dair inandırıcı belirtiler bulunmak (md. 20/c)

Bu şart vatansızlığı önleme amacını taşımaktadır.
İlk ihtimal, vatandaşlıktan çıkmak isteyen Türk vatandaşının herhangi bir sebeple yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış bulunmasıdır. Kendi iradesiyle veya iradesi dışı her ne şekilde olursa olsun, yabancı bir devlet vatandaşı olan kişiler Türk vatandaşlığından çıkma talebinde bulunabileceklerdir. Ancak Türk vatandaşı izin almaksızın kendi iradesiyle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanmış bulunuyorsa, bu durum Türk vatandaşlığının cezai olarak kaybettirilmesine sebep olur (md.25/a). Başka bir söyleyişle, çıkma talebinde bulunmak, kaybettirme müeyyidesinin uygulanmasını durdurucu bir etkiye de sahiptir (Yönet. md.36/a).
İkinci ihtimal, ilgilinin yabancı devlet vatandaşı olmayıp da yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanacağına dair inandırıcı belirtiler bulunmasıdır. İnandırıcı belirtilerin neler olabileceği hususunda yukarıda da izah ettiğimiz gibi, Yönetmelik açıklık getirmeye çalışmaktadır. Aslında kanunun müphem birtakım belirtilerle uğraşmasına gerek yoktur zira Türk vatandaşlığının kaybını meydana getiren çıkma belgesinin verilmesi, başka bir devlet vatandaşı olmayı gerektirmektedir (md.22/I,II). Ayrıca yabancı bir vatandaşlığa sahip bulunduğunu gösterir belge belirli bir süre zarfında ibraz edilmezse Türk vatandaşlığı yine kaybedilmiş sayılabilir (md. 23/II) dolayısıyla söz konusu belirtilerle uğraşmak pratik fayda sağlamamaktadır.

c-Herhangi bir suç nedeniyle aranmakta olan kişilerden olmamak (md. 20/c)

d-Hakkında herhangi bir mali ve cezai tahdit bulunmamak (md. 20/d)

Türk Vatandaşlığından Çıkış ve Askerlik

A. Türk Vatandaşlığından Çıkış

Türk Vatandaşlık Kanunu`na göre, izin alarak Türk vatandaşlığından ayrılmak mümkündür. Yasanın 20. – 23. maddeleri ile 29. maddesi, izin alarak Türk vatandaşlığından çıkışın nasıl olacağını ve bunun hukuki sonuçlarını belirlemektedir. Ayrıca, Türk Vatandaşlığı Kanunu´nun uygulanmasına ilişkin yönetmelik de bu konulara açıklık getirmektedir.

Türk vatandaşlığından çıkılması;

-Mümeyyiz ve reşit olmak;

-Yabancı bir devletin vatandaşlığını kazanmış olmak (Kesin vatandaşlık belgesi –

Ausweiss veya Urkunde)

durumlarında mümkündür.

Türk vatandaşlığından çıkma başvurusu yapan kişiye, önce çıkma izin belgesi, başka ülkenin vatandaşlığını kazandığı belgelendiğinde ise çıkma belgesi verilir. Vatandaşlıktan çıkma, eşin vatandaşlığını etkilemez. Yani ebeveynler tek olarak veya ailece Türk vatandaşlığından ayrılabilir. Bir ailede velilerden biri Türk vatandaşlığından ayrılıyorsa, bu durum çocukların durumunu kendiliğinden değiştirmez.

Türk vatandaşlığından izin yoluyla ayrılma, Türk vatandaşlığından çıkarılma ve vatandaşlığın iptali veya vatandaşlığın kaybettirilmesi ve kaybedilmesi gibi idari işlemlerden her bakımdan farklıdır.

Türk vatandaşlığından ayrılmak özel bir ücrete tabi değildir. Sadece Konsolosluklarca yapılan idari işlemler için harç ödenmektedir.

B. Askerlik

Vatandaşlık değiştirme kararı verirken en önemli konulardan biri de askerlik hizmeti ile ilgili soruların tatmin edici biçmide cevaplandırılmasıdır.

Doğumla veya kanuni rüşt yaşından önce ikamet etmek amacıyla yurtdışına çıkan ve 38 yaşının sonuna kadar diğer ülkenin vatandaşlığını kazananların askerlik işlemleri, Askerlik Kanununda 1992 yılında yapılan yasal düzenleme ve buna istinaden 1993 yılında çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile yeniden düzenlenmiştir. Böylece, şartları taşıyan vatandaşlarımızın askerliklerinin 38 yaşını doldurdukları yılın 31 Aralık tarihine kadar ertelenmesine veya askerlik hizmeti kabul edilen ülkelerin tabiyetinde bulunanların o ülkede yerine getirdikleri fiili askerlik hizmeti nedeniyle, Türkiye’deki askerlik hizmetinden muaf tutulmalarına imkan sağlanmıştır.

Batı Avrupa ülkelerine işçi olarak yerleşmiş Türk vatandaşları ile başka bir ülke vatandaşlığına sahip çifte vatandaşlar, askerlik hizmetlerini 38 yaşına kadar tecil ettirme olanağına sahiptirler.

Almanya´da askere alınma çağı normal olarak 18–23 yaşları arasındadır. Almanya´da askerlik hizmeti silahlı (orduda) ve sivil hizmet (sosyal alanda) olarak yapılabilir. Bu yaşlar arasında askere çağrılan kişiler, geçerli bir mazeretleri olması durumunda, askerliklerini tecil ettirebilmektedir. Ancak, askerliğini tecil ettiren Alman vatandaşı, 25 yaşının sonuna kadar askere çağrılabilmektedir.

Almanya ile Türkiye arasında, karşılıklı askerlik hizmetlerini tanımayı düzenleyen ikili bir anlaşma yoktur. Ancak, her iki ülke arasında uzun bir süreden beri devam eden ve karşılıklı askerlik hizmetlerinin tanınmasını içeren bir uygulama yerleşmiştir. Buna göre, Türkiye, Almanya´da silahlı (orduda) veya ihtiyaç fazlası olduklarından hükümete bağlı sivil kurum ve kuruluşlarda görevlendirilmek suretiyle yapılan askerlik hizmetini kabul etmekte ve bunu yapan çifte vatandaşı Türkiye´de askerlik hizmetinden muaf tutmaktadır.

Bir diğer önemli husus da askerlik hizmetini yerine getirmeden Türk vatandaşlığından çıkanlarla ilgilidir. Askerliğini yapmadan Türk vatandaşlığından ayrılıp Alman vatandaşı olan, ancak sonradan tekrar Türk vatandaşlığına geçen kişilerin askerlik işlemleri kaldığı yerden devam eder. Türk yasalarına göre askerlik hizmetini yerine getirmeyenler askerlik çağından çıkarılmamaktadır. Bu nedenle, askerlik hizmetini yerine getirmeden Türk vatandaşlığından çıkan veya çıkarılanlardan sonradan yeniden Türk vatandaşı olanlar askerlik hizmetini yapmak zorundadırlar.

Almanya, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yapılan tam süreli askerlik hizmetini aynen kabul etmektedir. Bununla birlikte, Alman Hükümeti, her yıl yeniden belirlenen döviz meblağını ödeyerek üç haftalık temel eğitim yapanları askerliğini tamamlamış addetmemekte, ancak, ancak bu askerlik süresini Almanya’da yapılması gereken askerlik hizmeti süresinden düşmektedir. Öte yandan, Alman vatandaşlığına geçen 20 yaşındaki bir Türk gencinin, askerlik yapmadan Türk vatandaşlığından çıkmış olması, bu gencin Almanya´da mutlaka silahlı veya sivil askerlik hizmetine çağrılacağı anlamına gelmemektedir. Birçok durumda, Alman Askerlik Şubeleri sonradan Alman vatandaşı olan yabancı gençleri takip etmemekte ve askerlik hizmetine çağırmamaktadır. Ancak, Alman vatandaşlığına geçen bir Türk genci, yaşı uygunsa ve herhangi bir nedenle askerlik hizmetini yapmak isterse, ilgili Askerlik Şubesine başvurup askere alınmasını sağlayabilir.

C. Mavi Kart (Eski Pembe Kart)

Doğumla Türk vatandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alanlar ve bunların vatandaşlıktan çıkma belgesinde kayıtlı reşit olmayan çocukları; Türkiye Cumhuriyeti’nin millî güvenliğine ve kamu düzenine ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, askerlik hizmetini yapma yükümlülüğü ve seçme-seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge nasıl talep edilir?

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge, bu amaçla düzenlenmiş olan ve ekinde iki adet fotoğraf bulunan dilekçe ile talep edilir. Dilekçe yabancı ülke makamlarınca verilmiş olan kimlik belgesi ya da pasaport ibraz edilmek suretiyle sunulur. Bunun dışında herhangi bir belge talep edilmez.

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge’nin hangi hallerde değiştirilmesi mümkündür?

Kaybolması, yıpranması, üzerindeki fotoğrafın güncelliğini yitirmesi gibi hallerde yenisinin düzenlenmesi mümkündür.

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge kimlik belgesi yerine kullanılabilir mi ?

Sözkonusu belge, kimlik belgesi yerine kullanılamaz.

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge çocuklar adına düzenlenebilir mi?

Türk vatandaşlığından çıkma izin belgesinde kayıtlı olup reşit olmayan çocuklar için, ebeveynin müracaatı halinde bu çocukları adına da müstakil bir belge düzenlenmektedir.

5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belge nasıl kullanılmalıdır?

Belge, saklı tutulan hakları dışındaki iş ve işlemler sırasında ibraz edilecek bir belge olup, vatandaşlığını kazandıkları ülkenin resmi kimlik kartı ile birlikte kullanılması gerekmektedir.

Vekalet yoluyla işlem yapmak isteyen belge hamilleri, vekaletnamelerini çıkartırken vatandaşlığını kazandıkları ülkenin resmi kimlik kartını kullanacaklardır. Bu vekaletname ile vekalet verdikleri şahsa, 5203 Sayılı Kanunla Tanınan Hakların Kullanılmasına İlişkin Belgenin tasdikli bir suretini de iletmeleri gerekmektedir.

D. Yeniden Türk Vatandaşlığına Giriş

Türk vatandaşlığından izin alarak ayrılanlar, tekrar Türk vatandaşlığına geçme olanağına sahiptirler. Bu kişiler Türkiye dışında yaşıyor olmaları durumunda, Konsolosluklara başvurarak Türk vatandaşlığına geçme dilekçesi verebilirler. Reşit olmayan çocuklar da anne veya babalarıyla birlikte Türk vatandaşlığına alınırlar.

E. Askerlik Nedeniyle Türk Vatandaşlığı Kaybettirilmiş Kişilerin Türk Vatandaşlığını Tekrar Kazanmalarının Şartları

Yurtdışında ikamet edip askerlik görevini yapmak üzerine Konsolosluklar tarafından yapılan çağrıya mazeretsiz olarak icabet etmeyen kişilerin vatandaşlıkları, Türk Vatandaşlık Kanunu’nun 25. Maddesi gereğince, Bakanlar Kurulu Kararıyla kaybettirilebilir. Bu maddenin kullanımı tamamen idarenin takdirinde olmakla beraber, uygulamada, vatandaşlığı kaybettirme işlemleri durdurulmuştur. Ayrıca, geçmişte askerlik nedeniyle Türk vatandaşlığı kaybettirilmiş kişilere tekrar Türk vatandaşlığını kazanma olanağı tanınmıştır.

1. Vatandaşlığımı tekrar kazanmak için nereye başvurmalıyım?

Yabancı ülkelerde Türk Konsolosluklarına başvurulabilir. Dosya, İçişleri Bakanlığı tarafından incelenir ve gerekli şartların yerine getirildiği tespit edildiğinde işlemler başlatılır.

2. Tekrar dövizle askerlik yapma hakkı kazanır mıyım?

Askerlik nedeniyle kaybettikleri Türk vatandaşlığını daha sonra yeniden kazananlar, 7.668 Euro veya karşılığı yabancı parayı defaten ödemeleri ve 21 gün temel askerlik yapmış olmaları kaydıyla askerlik hizmetlerini yapmış sayılırlar. Bu kapsama giren kişilerin Konsolosluklara zaman kaybetmeden başvurarak bilgi almaları gerekmektedir.

Çifte vatandaşlığı mümkün kılan durumlar

1. Doğumdan Çifte Vatandaşlar

Doğumdan, anne veya babanın sahip olduğu vatandaşlığa dayanılarak kazanılan vatandaşlıklar, ebeveynlerin farklı vatandaşlıklara sahip olmalarıyla yasal “çifte” vatandaşlığa yol açmaktadır. Örneğin, annesi Alman vatandaşı, babası Türk vatandaşı bir çocuk, iki vatandaşlık sahibi olarak dünyaya gelmektedir. Bu kişi için hiç bir zaman vatandaşlığın seçimi söz konusu olamaz. Bu yoldan çifte vatandaşlığı kazananlarla, isteğe bağlı olarak çifte vatandaş olanların durumu farklıdır.

2. İsteğe Bağlı Olarak (Yere Bağlı) Çifte Vatandaşlar (18 ile 23 Yaş Arası Seçim Zorunluluğu)

En az sekiz yıldır yasal olarak Almanya’da ikamet eden anne veya babanın çocuğu doğumla Alman vatandaşlığını kazanır. Bu kişi aynı zamanda yabancı statüsündeki anne ve babasının da vatandaşlığına sahiptir. Çifte vatandaş durumunda olan bu kişilere, 18 yaşına girdiklerinde, Alman dairelerince, iki vatandaşlıktan birini seçme çağrısı (Optionspflicht) yapılır. Bu durumdaki kişiler, 23 yaşını dolduruncaya kadar seçme kararını vermezlerse, otomatik olarak Alman vatandaşlığını kaybederler.

Alman vatandaşlığını kaybeden kişilere, eğer Almanya´da kalmak isterlerse, İkamet Yasasının

38. maddesine göre tekrar oturma izni verilmektedir.

3. 01 Ocak 2000 Tarihinden Önce Çifte Vatandaşlığı Elde Etmiş Olanlar

01 Ocak 2000 tarihine kadar hem Türk, hem de Alman vatandaşlığını elde etmiş olan vatandaşlar yasal olarak çifte vatandaştırlar.

4. İzinli Çifte Vatandaşlar

Yeni Alman Vatandaşlık Yasası, temel prensip olarak, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen bir yabancının, mevcut vatandaşlığından ayrılmasını öngörmektedir. Ancak, bazı özel durumlarda, yabancının vatandaşlıktan ayrılması olanaksızsa veya çok zor şartlarda mümkün oluyorsa, eski vatandaşlıktan ayrılınmaksızın Alman vatandaşlığına geçme olanağı öngörülmüştür.

Türk vatandaşları, vatandaşlıktan çıkmalarıyla birlikte Mavi Karta hak kazandıklarından, Türkiye´de yaşanması muhtemel bir maddi zarar genel olarak sözkonusu olmamaktadır. Ancak, kişinin özel durumu böyle bir zararın oluşmasına yol açıyorsa, istisnai olarak Türk vatandaşlığını terk etmeden de Alman vatandaşlığına alınabilir.

Alman vatandaşlığına geçiş işlemleri

1. Dilekçe

16 yaşını doldurmuş her yabancı bizzat dilekçe verebilir ve vatandaşlığa geçme sürecini böylece başlatmış olur. Bu kişiler, ikamet edilen yerin Vatandaşlık Dairesine başvurarak gerekli dilekçe formunu (Antrag auf Einbürgerung) şahsen almalıdırlar.

Bir yabancı başvuru öncesinde vatandaşlık dairesine gidip danışabilir ve özellikle Almancasının yeterli sayılıp sayılmayacağını öğrenebilir. Aile bireyleri de Alman vatandaşlığına geçecekse, 16 yaşını doldurmuş her birey müstakil dilekçe verir. 16 yaşından küçüklerin başvuruları velileri tarafından yapılır.

Dilekçeye eklenecek belgeler:

-Doğum belgesi;

- Kazanç belgeleri: Son 3 aylık maaş kağıdı ve fotokopisi;

-İşsiz ise işsizlik parası ya da yardımı aldığına dair belge ve fotokopisi;

-Pasaport ve pasaportunda kayıt bulunan sayfalarının birer fotokopisi;

- Evlenme cüzdanı ve üzerlerinde kayıt bulunan sayfaların birer fotokopisi;

-Daha önce boşanma olmuşsa ise buna ilişkin mahkeme kararı ve Almanca tercümesi,

- Yeterli Almanca bilgisini kanıtlayan diploma veya okul belgesi;

-Çocukların okul karneleri

2. Anayasaya bağlılık beyanı ve Almanca testi

Dilekçe verildikten, verilen belgelerin tam ve doğru olduğu  tespit edildikten sonra, sıra Anayasaya bağlılık belgelerinin imzalanması ve yeterli Almanca bilindiğinin tespitine gelir.

Yeterli Almanca bilindiğinin kanıtı olabilecek bir  diploma ve sertifika yoksa, bir test yapılması zorunludur.

Vatandaşlık dairesindeki memur başvuru sahibi ile örneğin Alman vatandaşlığı, dilekçedeki sorular vb. üzerine kısa bir söyleşi yapmaktadır. Bu  testin birinci bölümüdür. İkinci bölümde  başvuru sahibi günlük gazeteden seçilmiş kısa bir metni okuyup, anladığını anlatmak zorundadır. Memur buna göre bir karara varacaktır.

Eğer yeterli Almanca bilinmediği sonucuna varılırsa o zaman işlemin durdurulması veya dilekçenin geri alınarak Almanca kursuna katılınması gerekecektir. Bu hususta haksızlığa uğradığını düşünenlerin danışma bürolarına, avukata veya Almanca seviyesini ölçebilecek başka bir makama (VHS vb.) başvurmaları uygun olacaktır.

3. Vatandaşlığa Alınma Teminat Belgesi (Einbürgerungszusicherungurkunde)

Dilekçe verildikten ve yeterli Almanca bilgisi tespit edildikten sonra Vatandaşlık Dairesi diğer işlemleri tamamlar. Bu işlemler genellikle 10-12 haftalık bir süre içerisinde (bazı bölgelerde  daha uzun) tamamlanır ve başvuru sahibine Alman Vatandaşlığına alınacağına dair “Teminat Belgesi” (Einbürgerungszusicherungurkunde) verilir. Belgenin geçerliliği 2 yılla sınırlandırılmıştır. Bu sürenin bazı hallerde uzatılması mümkündür.

Türk vatandaşlığından çıkışın mümkün olmadığı, aşırı düzeyde maddi zarara yol açacağı veya sağlık nedenleriyle çıkış işlemleri takip edilemeyecegi ispatlandığında, çıkış işlemi süreci söz konusu olmayacağından, doğrudan çifte vatandaşlığın kabulü ile Alman vatandaşlığına geçilmesi mümkün olabilmektedir.

4. Türk Vatandaşlığından Çıkma İzin Belgesi

Bundan sonraki aşamada, pasaport, nüfus cüzdanı, 4 adet fotoğraf, “Teminat Belgesi”nin aslı ve iki adet Türkçe  tercümesi ile birlikte yetkili konsolosluğa Türk vatandaşlığından izinle çıkış işlemlerinin başlatılması için başvuruda bulunulması gerekmektedir.

Çıkma izni başvurularının T.C. İçişleri Bakanlığınca sonuçlandırılması 3 ila 6 ay sürebilmektedir. Türk vatandaşlığından çıkmak isteyen kişiye, Konsolosluklarca evvela İçişleri Bakanlığından gönderilen Çıkma İzin Belgesi tevdi edilmektedir.

5. Alman Vatandaşlığına Alınma belgesi

“Türk Vatandaşlığından Çıkma İzin Belgesi”nin, Almanca çevirisiyle birlikte Alman Vatandaşlık Dairesine verilmesi gerekmektedir.

Alman Vatandaşlık Dairesi, çıkış izni belgesi ile birlikte, aradan geçen zaman içinde başvuru sahibinin koşullarında bir değişiklik olup olmadığını değerlendirdikten sonra, Alman vatandaşlığına geçiş işlemini sonuçlandırır ve 6-8 hafta içerisinde Alman vatandaşlığı belgesini (Einbürgerungsurkunde) başvuru sahibine verir.

Alman kimlik belgesi ve pasaport çıkartmak için bu belgeyle başvuruda bulunulur. Ancak, Alman vatandaşlığına geçiş kesinleşmesine rağmen işlemler henüz bitmemiştir. Vatandaşlık Dairesi, yeni vatandaşından Türk Konsolosluğuna gidip, çıkış işlemlerini bitirmesini ve vatandaşlıktan çıkış belgesinin kendilerine getirilmesini isteyecektir.

6. Türk Vatandaşlığından Çıkma Belgesi

Alman vatandaşlığına alınma belgesinin aslı ve iki adet Türkçe tercümesi, T.C. pasaport ve nüfus cüzdanlarıyla birlikte ilgili Konsolosluğa ibraz edildiğinde, Türk vatandaşlığından çıkma işlemi sonuçlandırılır ve başvuru sahibine “Çıkma Belgesi” verilir. Şahıs, bu belgeyi teslim aldığı tarih itibariyle Türk vatandaşlığından çıkmış sayılır. Son olarak, çıkma belgesinin Alman makamlarına ibrazı gerekmektedir. Böylece bütün işlemler bitmiş olacaktır.